Hoşgeldiniz

FOTOĞRAF KLÜBÜ

Hatta aynı yumurta ikizleri bile farklılık göstermektedir. Çocuğun çevresine ve çevresindeki insanlara gösterdiği tepki de hızlı bir gelişim içerisindedir.

YARATICI DRAMA

Okul öncesi eğitimin temel ihtiyaçları açısından baktığımızda yaratıcı dramanın oldukça önemli bir yer tuttuğunu görmekteyiz.

MÜZİK

Okul öncesi eğitimin temel ihtiyaçları açısından baktığımızda yaratıcı dramanın oldukça önemli bir yer tuttuğunu görmekteyiz.

Anneli Oyun Grubu

Bir bebeğin gelişimi diğer bebeklerle ortak özellikler göstermekle birlikte, kendine özgüdür.

SEVGİLİ ANNE BABALAR

Çocukları “disiplin!” altına almak hepimizin zorlandığı bir konu. Onları anlamak, istek ve ihtiyaçlarını yanıtlamak, kendi isteklerimizi anlatmak güç geliyor ve çoğu zaman çaresiz kalıyoruz. Var olan atalardan! kalan eğitim metotları ise 21.yy. çocuğuna vız geliyor. Bu durum hemen hemen çevremizdeki tüm ailelerde değişmeden süregeliyor. Bu değişmezlik üzerinde dikkatlice düşünülmesi gereken bir konu. Bilimsel anlayışa göre, aynı koşullar altında bir olay sayısız kere de denense aynı sonuç elde edilir. O halde “iletişim de bir neden- sonuç ilişkisi midir?” diye sorabiliriz. Aileler içinde yıllardır süregelen ve bu değişmeyen sonuç, karşılıklı olarak birbirini anlayamamak, yani İLETİŞİMSİZLİK’dir. Değişmeyen koşullar altında sonuç hep aynı kalacağına göre artık bir şeyleri değiştirme zamanı geldi . Başkalarını değiştirmek çok zor ama kendimizi değiştirmek bence ilk adım. Bu iletişimsizlik dolu ilişkiler yıllardır başka bir yöntem bize öğretilmediği için ve bu konuda eğitim alabileceğimiz danışabileceğimiz çok fazla yer olmadığı için sürüp gidiyor. Biz kendi doğrularımızı çocuklarımıza kabul ettirmeye çalışarak, yanlış davranış yaptıkları anda direk davranışını değiştirmeye yönelerek, onların ilerde iyi! insanlar olacaklarını düşünüyoruz. Bu yöntemleri kullanınca da hemen hemen hiç etkili olamıyor ve yeni yeni ödül ceza sistemleri bulmaya çalışarak sonucu iyileştirmeye çalışıyoruz. Sonuçta İLETİŞİM KAZALARI ile dolu bir yaşamı sürdürüyoruz.

Bizim Kütüphanemiz

KORU’da zeka kavramı

Zekanın gereken “ne” olduğu yüzyıllardır tartışılıyor. Zeka bir çok bilim adamı ve psikolog tarafından değişik şekillerde tanımlanmış ve farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir tanesi de, Koru’ da da benimsenen “çoklu zeka kuramıdır”. Çoklu zeka kuramına göre insan beyni, sözel-dilsel, mantıksal-matematiksel, görsel uzamsal, müziksel-ritmik, içsel, kişiler arası,bedensel-kinestetik ve doğa zekası olarak 8 alana bölünmektedir. Geleneksel eğitim daha çok sayısal ve sözel olan zekayı dikkate almaktadır.

Ezber eğitim yapan eğitim kurumlarında zekanın daha çok bu iki bölümüne yönelik çalışmalar ağırlıkta olmakta bu durumda doğa zekası, kişiler arası zekası gibi diğer bir alanda başarı gösterebilecek çocuklar arada kaybolmakta veya “sınıfta yerinde duramıyor, hyperaktif, hiçbir şeyle ilgilenmiyor…vb.” tanımlamalarla aileleri de çaresizlik içinde bırakmaktadır.

Çocuğun fiziksel beslenmesinin önemli olduğu kadar, zihinsel beslenmesi de önemlidir. Son yıllarda sıklıkla rastlanan dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, yeme bozukluğu gibi sorunlar aslında ailelerin ve eğitimcilerin istemeden neden oldukları sorunlardır. Bir çok aile ev ortamında fazla uyaran ve aktivite olmadan çocuklarını belki de “hasta olmasın, üzülmesin, biraz daha uyusun” adına, zihinsel gelişimlerine ve yaratıcılıklarının gelişmesine, sosyalleşmelerine engel olmaktadır.

KORU’da disiplin kavramı

Disiplin klasik tanımıyla eğitim vererek ve denetleyerek var olan düzene uydurmak olarak anlaşılmakta ve tanımlanmaktadır. Koru bu anlayışın dışına çıkarak disiplini, birey için uygun öğrenme ortamları sağlayarak, denetlemeye karşı öğrenme tanımını getirerek, geleceğin yetişkini olacak çocuklarımızda iç disiplin,karar verme, işbirliği, objektif düşünme, sorumluluk yaratıcı problem çözme becerileri gibi özelliklerin gelişmesine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Disiplin sağlamanın tek yolu “disiplin altına almak” değildir. Tüm ebeveynler, çocuklarının uygun davranış göstermeleri için ellerinden geleni yaparlar. Ancak sonuç her zaman istenildiği gibi olmaz. Çocukların ihtiyaçları görmezden gelindiğinde ya da yeterince anlaşılamadığında, sevgi ve dikkat “ÇOCUĞUN İHTİYACI KADAR” verilmediğinde, sorunlar çıkar. Otoriter bir yaklaşımla söylenen “ben istediğim için, ben dediğim için” tarzındaki cümleler, çocuğun sadece daha asi olmasına neden olur. Bunun yerine, ebeveynlerin ihtiyacı olan, çocukları ile kendilerini bir araya getirecek, yakınlaştıracak temel prensiplerdir. Biz buna “POZİTİF DİSİPLİN” diyoruz.

“Disiplinin anahtarı ceza değil, karşılıklı saygıdır.”
Pozitif disiplin, ebeveyn ve çocuk tarafında, her ikisinin de mutlu olmasını ve ihtiyaçlarının giderilmesini sağlayacak bir tekniktir. Öğrenmesi kolay ve eğlencelidir. Sonuç kısa zamanda alınır. Hem ebeveyn hem de öğretmenler için kullanılır. Tek fark ortamın değişikliğidir. Evde ve okulda aynı yöntemin uygulanması çocukları olumlu yönde etkiler.

Neden okul öncesi eğitim?

Bebek yaşama merhaba deyip çevresindekileri keşfetmeye başladığında dünya ona gerçekten heyecan verici bir yer olarak görünür. Araştıracağı o kadar çok şey vardır ki….Yeter ki büyükler ona engel olmasın. Bir çok aile çocuklarının beslenmesi ve fiziksel gelişimi ile çok yakından ilgilenirken zihinsel gelişimini “daha çok küçük” anlayışıyla korumacı tutum sergileyerek bilmeden engellerler. Çoğumuz bebeğimizin kendi kendine başarabileceği bazı öz bakım becerilerini bile yapmasına izin vermeyiz. “Kendi kendine yapamaz ben yapayım o rahat etsin. Oradan çıkamaz düşer ben kucağımda çıkarayım. Terlerse hasta olur koşmasın. Bunu yemezse kilo kaybeder TV karşısında iki saat uğraşır yediririm.” türünden cümleleri sıklıkla etrafımızda duyabiliriz. Aile çocuğun gelişimine değişik boyutlardan bakabilmelidir. Çocuk, bedensel, bilişsel, motor, dil, duygusal, sosyal alanlarda gelişim gösterir. Her yaş döneminin kendine özgü özellikleri, sorunları vardır. Ev ortamında fazla uyaran ve aktivite olmadan kalan çocuklar belki daha az hasta olmakta ama diğer gelişim alanları itibariyle düşünüldüğünde çok şey kaybetmekte ve hatta geleceklerinden vermektedirler. 0-6 yaş dönemi çocuğun en alıcı olduğu dönemdir. Yaşama dair birçok kavram bu dönemde öğrenilmektedir. Çoklu zeka kuramı ile zekanın da çok yönlü ele alınması gerektiği düşünülmektedir. İnsan beyni, sözel-dilsel, mantıksal-matematiksel, görsel-uzamsal, müziksel-ritmik, içsel, kişiler arası, bedensel-kinestetik ve doğa zekası olarak 8 alana bölünmektedir. Geleneksel eğitim anlayışında zekanın daha çok sayısal ve sözel alanları dikkate alınmaktadır.

Okul seçerken nelere dikkat etmeli?

Çocuk için okula başlamak (ister okul öncesi ister ilkokul olsun), bir sürü yeni deneyim elde edeceği yeni bir dünyaya girmek anlamını taşır. Bu ilk adım öğrenme, zihinsel, sosyal yönlerin yanısıra duygusal açıdan da yeni bir dönemin başlangıcı anlamına gelir. Bu dönemde bir çok alanda temeller atıldığı için, burada alınacak bilinçli kararlar, çocuğun öğrenim yaşantısı ve diğer pek çok alanlardaki yazgısını belirleyeceğinden oldukça önemlidir. Bu nedenle çocuğumuzun gideceği okul öncesi eğitim kurumunu (veya ilkokulu) seçmek anne baba için oldukça önemli bir konudur. Bu karara varmamızda etkin olacak iki ayrı boyut vardır. Bunlardan biri çocuk diğeri aile boyutu. Yani seçilecek okulun çocuk ve ailenin beklentilerine uygunluğu düşünülecektir. Burada çocuk boyutu ile kastedilen, çocuğun gideceği okulu seçmesi anlamını taşımaz. Bu yaştaki çocuk böyle önemli bir kararı alabilecek sosyal ve zihinsel olgunlukta değildir. Böyle bir sorumluluk çocuğa yüklenmemelidir. Elbette çocukların fikirleri de alınabilir. Ancak son karar ailenindir. Burada çocuk boyutu ile kastedilen, okulun yapısının, eğitim felsefesinin çocuğun özelliklerine ve ihtiyaçlarına yanıt verip veremeyeceğinin belirlenmesidir. Çocuğun gelişim özelliklerinin bilinmesi, öncelikle önemli konudur. Her çocuk kendi gelişim özellikleriyle değerlendirilmeli, diğer çocuklarla kıyaslama yapılmamalıdır. Aynı yaş gruplarında çocuklar benzer özellikler gösterebilir. Ancak çocuklar arası bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. Çocuğu tanımak ; onu doğru yönlendirmek, yolunda gitmeyen durumlar ile ilgili erken önlem almak,

Okula başlama yaşı??

Çocuğun dış dünya ile ve okul öncesi eğitim kurumlarıyla tanışma yaşının mümkün olduğu kadar erken olması ilkokula ve yaşama hazırlık için oldukça önemlidir. Bir bebeğin gelişimi diğer bebeklerle ortak özellikler göstermekle birlikte, kendine özgüdür. Her bebeğin ayrı bir kişiliği vardır ve her bebek ayrı bir dünyadır. Hatta aynı yumurta ikizleri bile farklılık göstermektedir. Çocuğun çevresine ve çevresindeki insanlara gösterdiği tepki de hızlı bir gelişim içerisindedir. Henüz birkaç haftalık bebek bile birçok donanıma sahiptir ve bunları hızla geliştirecektir. Bebek insanlara ve eşyalara fiziksel olarak ulaşamasa bile gözleriyle ulaşmaya çalışır. Bebeklerin gelişimi üzerine yaptığı araştırmalarda Shirley (1933-Çocuk Psikolojisi-Arthur T. Jersild) bebeklerin %50 veya daha fazlasının hayatlarının ilk haftalarında, 5 günlükken ışığı gözle takip etme, 3 haftalıkken bir nesneye bir veya iki defa bakma, 5 haftalıkken yatay bir şekilde hareket eden bir nesneyi gözle takip etme davranışlarını gösterdiklerini söylemektedir. Çevrelerinin farkına vardıkları andan itibaren bebekler diğer insanlara özellikle dikkat etmektedirler. Çeşitli araştırmalar bebeğin sadece aktif dikkat, yani yeni ve tanınmayan bir nesneye dikkat ederek öğrenmediklerini, çok sayıda farketmedikleri olayları biriktirerek öğrendiklerini söylüyor. Yani sayısız görüntü, ses ve diğer nesneler ilkin onun dikkatini çekmekte sonra bir kenarda “biriktirmektedirler.” Bunu çocuklarımızın davranışlarında da rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Yeni! Fotoğraf albümümüzü gördünüz mü?